Antu.com Cep Forumları
Sayın Ziyaretçimiz foruma bağlanmak için tıklayınız
İslam Çupi Fenerbahçe Medya Forumu
İslam Çupi Yazıları Arşivi
11 / 16
  fenerbros - 11.08.2009 10:23


Bionik adam
İslam ÇUPİ


SÜLEYMAN Seba ömrü belirli dönemde durdurulan sonra vücudun 200 sene uyutulup uyandırılan bir bilim kurgu romanının kahramanı gibi. Yoksa 70 yıl futbolun bu hale gelmesi‚ İstanbul şehrinin hem nüfus hem şehircilik olarak kepaze edilmesi yetecek bir zaman dilimi değildi‚ insan ömrü için.
Geniş bahçeli tek veya iki katlı evlerin apartmanlaşması‚ 1940 yılında beşyüz bin olan nüfusun şimdilerde sekiz milyonu bulması‚ Avrupa´da rastlanan bir mantıklı büyüme değildir. Süleyman abinin lise yıllarında yayan varılan sınıflara şimdi servisle ulaşılması olsa olsa medeniyeti değil‚ hastalık kataloğuna bir de kalp rahatsızlığını iliştirmiştir. Taksim kışlasının kapanması ile İstanbul´daki stat sayısı Fenerbahçe ve Şeref diye ikiye inmiş‚ 18 bin kişilik Dolmabahçe stadı 1948´in sonunda gündeme girince‚ dükalık modern bir futbol arenasına kavuşmuştur.
Süleyman abinin çocukluk ve gençliğinde toplu taşıma aracı olarak tramvay kullanılır‚ taksi sayısı mahallelerde üçü beşi geçmezdi. Hilton hariç lüks otellerin hiçbiri betonarme karkaslarını göğün üst katına çıkarmamıştı. İstanbul otoyolları ile iki boğaz köprüsü‚ Anadolu´dan Avrupa´ya bir hız pistine ve kaza hangarına dönmemişti. Bizim gençliğimizde İstanbul yollarında trafik kazası haberi duymak kaplanların şehri basması gibi bir olmayacak vaka şeklinde sözedilirdi.
Kuruluşundan 60. yılına kadar hiçbir yere tek paslı çivi çakmayan Beşiktaş yöneticileri tesisleşme işini Süleyman Seba yapsın diye kendi kendilerine bir feragata varmışlardı.
Bugün Pendik Erikli ve Yeşilköy´deki sosyal tesisleri‚ Fulya´daki idman ve kamp üniteleri‚ Akaretler´deki modern plaza ile İstanbul´un çeşitli yerlerindeki arazileri ve Beşiktaş koleji gibi eğitim tasarıları ile Beşiktaş 16 yılda koca bir devlet olmuştur İstanbul´da. Bu tesis zenginliği 16 yılda olmadı. İlahi bir kuvvet 200 yıllık bir uzun uykuya yatırılan Süleyman Seba´yı sarsarak birkaç kez uyandırıp hayata başlattı anlaşılan... Bionik Süleyman oldu istediği zaman. Tesisler konusunda.
* * *
1945 yılında 25 - 50 lira arasında olan futbolcu zaruri masrafları gizli profesyonelliğin kabul edildiği 1953 yılında 250 liraya çıkarken bunu ödemek zorunda olan üç büyük kulübün veznedarları iş bırakmak istediler.
Süleyman abinin 25 - 50 liralık döneme mi‚ 250 liralık devreye mi rastladığını bilmiyorum. Ama Süleyman Seba´nın günümüzdeki katrilyona varan transfer ücretlerinden son derece daraldığından haberim var.
Bir plaza katı fiyatına bir futbolcu... Bir şirketin kurulu sermayesine başka bir futbolcu. Türkiye´de Türk parası yerine dolar ve markla futbolcular. Bu kadar para alan futbolcunun mesleğine ölümüne saygısı olsa‚ ya da bağlı bulunduğu kendi kulübüyle işini özveri içinde yapsa‚ ne gezer...
Süleyman abi izin verirse ben bir forvet sayayım. Sabri‚ Hakkı‚ Kemal‚ Şeref ve Şükrü.
Bu forvet bugün 20 yaşında olsaydı Türkiye´de güzellik ve hız olarak bambaşka bir futbol rüzgarı eserdi. Böyle bir beşliye sahip olmak için bizim bankalar kafi gelmez‚ ABD doları gerekirdi. Hemde birkaç kilo.


[alıntı yap]

  fenerbros - 11.08.2009 10:24


Denizli ve Ulusoy
İslam ÇUPİ


FUTBOL Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy ile Milli Takımlar Teknik Direktörü Mustafa Denizli‚ yanyana ilk geldikleri dakikada düşündüm. İkisi bir arada ne kadar beraber olacaklar diye... Çünkü ben hayatta seçiciyim. Ben Haluk Ulusoy´u bir üst olarak kabul etmiyorum. Şayet birgün olursa‚ altlar arasında benim işim olamaz.
Mustafa Denizli´yi de kendim gibi zannediyordum. Haluk Ulusoy´la fazla bir arada olmaz diyordum. Onun için bir uyarı yazısına hiç mi hiç gerek görmedim. Çünkü Haluk Ulusoy ile Mustafa Denizli´nin uzun boylu‚ koyun koyuna yatması için ortada kuvvetli bir neden‚ hiçbir asgari müşterek yoktu ki...
Futbol ve diploma kültürleri farklıydı.
Geçmişleri biribirlerini tutmuyordu. Biri futbol topunun içinden gelmiş‚ öteki otobüs karoserinin çekiç tıkırtılarından... Mustafa´nın hayat alfabesi futboldu‚ Haluk´un hayat alfabesi ise‚ parası olduktan sonra idareci diye bir kayıt düşünülmüştü.
Mustafa Denizli‚ hayatı boyunca‚ gerek futbolculuğunda gerek teknik direktörlüğünde hep seçilen adam olmuş... Haluk Ulusoy gibi hayatı seçim sandığı önündeki oy tercihlerine takılmamıştır. Mustafa Denizli kendisini ve kafasını Türk futbolu ve futbolcusunun gelişmesi için kullanmış... Haluk Ulusoy ise toriğini seçimi nasıl kazanırıma yormuştur.
Mustafa Denizli için etrafındaki insanlar "hocadan nasıl istifade ederim" diye düşünmüşler‚ Haluk Ulusoy´un civarındakiler ise "başkandan ne götürürüm" ganimetini hesap etmişlerdir hep...
Haluk Ulusoy‚ Türkiye´de seçime girdiğine göre‚ yurdumuzda daha önce bu işe soyunanların yaptığını yapacak‚ elindeki oya tahvil edilecek her şeyi kendi sandığı için kullanacaktır. Buna zengin oylu asbaşkanlık da dahildir‚ senin ehliyetlere göre dağıttığına yüzde yüz emin olduğum antrenör yardımcılıkları da...
Haluk Ulusoy‚ dört dörtlük iş yapan insana değil‚ O´na seçim kazandıracak adama aşıktır‚ adama... Ulusoy onun için antrenör yardımcılıklarının tespit ve denetimini‚ taşra federasyon teşkilatının başkanı saydığı Özkan Sümer´e vermek ister. Özkan Sümer‚ kendi uzantısı kabul ettiği Yılmaz Vural´a antrenörler arasında ileride Haluk Ulusoy´un lehine bir paralellik kurmanın hesabı içindedir.
Ve sen Mustafa Denizli‚ Haluk Ulusoy ile yanyana gelerek istifanı verecek yerde‚ Rıza Çalımbay´ın antrenörlüğünü kurtardığını sanıyorsun haaa...


[alıntı yap]

  fenerbros - 11.08.2009 10:32


G.Saray - F.Bahçe didişmesi
İSLAM ÇUPİ


GALATASARAY Teknik Direktörü Fatih Terim pazar akşamki Fenerbahçe - Galatasaray maçından sonra‚ "fair - play" e inanmıyorum demiş‚ doğrudur...
Gerçekten sabahı ile sokağı ile‚ Kadıköyü Şükrü Saraçoğlu stadı‚ her türlü fena ışıkları ve şer aydınlığı ile pazar gecesi oynanan derbi‚ fair - playden çok uzak bir maç ve geceydi...
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim‚ Ali Sami Yen rövanşı için aynı sözü söylerse‚ o zaman kendisini ayakta alkışlayacağız ve "ezeli ve ebedi rekabetin gerçek hakemi" ünvanını vereceğiz. Ama Ali Sami Yen stadındaki rövanşta aynı şeyleri söyleyemez ve susarsa‚ o zaman kendisine bu rekabetin son eyyamcısı diyeceğiz.
Çünkü herkes bilmektedir ki‚ son 15 yıl içinde iki kulübün kodomanlarınca verilen kelimesi kelimesini tutmayan çirkin ve tahripkar demeçler‚ Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarlarını son derece germiş‚ maçlar savaşa dönüp‚ kulüp dostluğu da en koyu düşmanlıkla yer değiştirmiştir.
Şimdi durum fecidir.
Fenerbahçeli için Türkiyedeki en büyük düşman Galatasaraylılık‚ Galatasaraylı için Türkiyedeki en büyük düşman Fenerbahçelilik olmuştur. Bunu yazarken 55 yıl bizzat bu rekabeti önce taraftar‚ sonra gazeteci olarak içinde yaşayan‚ iki kulübün oluşumuna ve bu rekabetin bu derece anlamlaşmasına katkıda bulunanları düşünüyor‚ üzüntülerim Galatasaray ve Fenerbahçe adına büyürken‚ dünya 2000 yılının eşiğine basmak üzere iken çekişmeyi bu duruma getirenlere lanet ediyorum.
Çünkü ben bu rekabetin‚ iki takım taraftarının yan yana oturtuğu tribünleri görerek büyüdüm. Çünkü ben bu rekabetin‚ sonuçlarını düdükten sonra sahada bırakıp‚ birbirlerinin koluna girerek hayatı müşterek devam ettiren Fenerbahçe ve Galatasaraylı futbolcular gördüm.
Şimdi kahroluşum bundan...
Yani rekabet yüzüncü yıla uzanırken‚ insanlar daha medenileşeceği yerde onların ilkel‚ primitif ve barbar oluşu üzüntümün odak noktası oluyor.
* * *
Şimdi Galatasaray Fenerbahçe rekabetini ilk çıkışındaki anlamlı ve tertemiz günlere döndürmek istiyorsak hepimize görev düşmektedir.
Emniyet güçleri görevlerinde daha çok titizlenerek olaya stadlar devletin diye bakmalı‚ maça insan dışında hiçbir şeyin girmesine izin vermemelidir. Stadlar kolayca tutuşan konfetiden‚ yanıcı ve patlayıcı maddeden‚ etrafı sisleyip solunumu güçleştiren gazlardan arındırılmalıdır. Yani stadlar bir savaş alanından kurtarılıp normal top oynatılan meydanlar konumuna getirilmelidir.
İki takımın yöneticileri her vesile ile dost olduklarını samimi beyan etmeli‚ birbirlerine gidip gelmeli‚ futbolcuların kulüp formalarını bir yana bıraktıktan sonra yek diğeri ile diyalog sağlanmalı‚ amigolar aracılığıyla taraftarın barışı sağlanmalıdır.
Böyle yapılırsa 10 yıl içinde eski güzel günlere dönebiliriz.
Aksi halde en büyük iç arbedeyi çok yakın bir gelecekte Fenerbahçe - Galatasaray maçında beklemelidir‚ Türkiye...


[alıntı yap]

  fenerbros - 11.08.2009 10:34


Almanları yenmek
İslam Çupi


ALMANLARLA ilk temasımız 1951 yılı Haziran ayında Berlin´de özel bir oyunla olmuş ve o maçı 2-1 kazanan takımımız o dönemde Avrupa´nın en çok konuşulan olayını yaratmıştır. Adı geçen doksan dakikada gencecik Turgay Şeren üç direk arasında görülmemiş bir kalecilik devi olmuş ve o genç yaşında Berlin panteri unvanını kazanmıştı.
Milli takımımız İspanya´yı eleyerek 1954´te İsviçre´de yapılacak dünya kupası finallerine ilk ve son defa katılmış‚ Batı Almanya‚ Macaristan ve Kore ile aynı grupta eşleşmişti. O finallerde Kore´yi 7-0 yenmiş ve iki kere karşılaştığı Almanlar´a 4-1 ve 7-2´lik skorlarla kaybederek grubunda elenip gitmişti. O dönemin iki şampiyon finalisti bizim oynadığımız gruptan çıkmış ve finalde Macaristan´ı 3-2 yenen Almanya şampiyon olmuştu.
Almanya ile özel ve resmi maçlarla tanışmamız 48 yaşını bulmuş ve grafiğimiz hep "usta çırak" seviyesinde kalarak devam etmiştir. Almanya hakim‚ biz mağlup olarak yola devam...
Şimdi 6 Ekim 1998 tarihine varmışız. 10 Ekim´de Almanya ile Bursa´da 2000 yılının Avrupa futbol şampiyonası elemelerinin gruptaki ilk maçını oynayacağız. Teknik direktörümüz Mustafa Denizli‚ federasyonumuz‚ futbolcularımız ve çok geniş bir taraftar kitlesiyle ilk defa iddia kabartıyor ve diyoruz ki "Almanları yeneceğiz." Bu gerçekleşir mi?
* * *
Çünkü üç defa dünya kupası kazanmış bir Almanya şu dönemde futbolun en yoz yıllarında. Avrupa´da futbol geriledi diyen bir görüntünün en çok kahrını çeken ülkelerden biridir Almanya. Çok az yabancı futbolcuyla süslenen kendi ligi eski keyifli günlerden uzaklaşmış‚ seyirci sayısı altı binlere kadar düşmüştür. Avrupa´da refah seviyesi arttıkça bundan büyük pay alan beyaz insanların çocukları ve torunları futbol oyununu oynamaktan süratle kaçmış ve top işi siyah derililere doğru kaymıştır.
Avrupa´da futbol deri değiştirirken‚ Türkiye dünden bugüne hangi başarı grafiğini çizmiş olursa olsun‚ top aktüalitesinde ilerlemiş gibi görünüyor. Milli takıma bir dönemde musallat olan şerefli yenilgiler dönemi kapanmış‚ milli takımımız "1-9-1" Çanakkale sisteminden kendisini kurtarıp sahada taarruz kılıklı bir kıyafetle dolaşmaya başlamıştır. Yani futbolumuz hem sistemde‚ hem adam yapısında bir değişikliğe uğramış‚ hücuma uzayan futbolcular dönemini açmıştır.
Çok yakın geçmişte "bugün kaç yiyeceğiz" diyen bir merakla Almanya karşısına çıkan milli takım‚ her Almanya maçı öncesinde vücudundaki organları "by - pass" olan milli takım‚ cumartesi akşamı Bursa sahasında rakibinin karşısına alışmamış bir güven duygusu ve moralle çıkacak.
Bu moral ve duygunun içinde bu sefer sadece Mustafa Denizli‚ sadece futbolcular‚ sadece federasyon yetkilileri yok‚ tüm Türkiye var. Ben şimdiye kadar bu kadar Türkiyeli´nin içine girdiği yurdumuzda oynanmış başka bir maç hatırlamıyorum.
Haydi hayırlısı diyelim. Gözüm değil‚ her tarafım seyiriyor‚ bu kere...


[alıntı yap]

  fenerbros - 12.08.2009 08:56


Devlet profesyonele yardım yapmaz


İslam Çupi



Futbolda Galatasaray sayesinde bir titredik‚ hem ülke olarak kendimize geldik‚ hem UEFA Kupası´nı müzemize getirdik. Kırk gün kırk gece düğün yaptık‚ Türkiye´nin büyük şehirlerinde kupa şöleni düzenledik. Türkiye‚ UEFA Kupası´nı artık mazi olarak elinin tersi ile itmeli‚ elinin düzü ile istikbale bakmalı ve neler yapacağını planlamalıdır. Haziran´da Avrupa Futbol Şampiyonası finalleri var ve bizim takım lök gibi orada.
Ben futbol yazarlığım boyunca aynı kaptan su içtiğim ve bundan son derece kıvanç duyduğum Turgay Şeren´in "Galatasaray devlet tarafından daha fazla ödüllendirilmeli" fikrine ilk defa itiraz ediyor ve kalemimi ittifakla bu öneriye uzatamıyorum. Ülkelerin rejimi ne olursa olsun hiçbir devlet sporcu üretimi için her türlü alt yapıyı kurar ve para yatırımı yapar ama‚ tanımı ayakta kendi kendine kalma olan profesyonelliğe para yardımı yapmaz. Yaparsa bu yardım diğer profesyonel takımlara yapılmış haksız bir rekabet olur. Devlet herkese adil olmalıdır. Bu kupayı kazanmaya kadar gereken ödülleri zaten UEFA veriyor. Her maç geçişinde ayrı para‚ TV´den pay... Finale gelinceye kadar UEFA´nın pamuk elleri hep cebe girdi. Finali kazanınca ekstra prim ve izleyici fazlalaştığı için TV´den ekstra gelir. 15 milyon dolarlık bir ödül UEFA´dan‚ 10 milyon dolar devletten. Bir UEFA Kupası´nın ödülü 25 milyon dolar. Galatasaray bu paraya razı olmalı ve elini devletin kesesinden çekmelidir artık.
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü kendi mazisindeki solculuğunu hatırlamalı‚ meclisteki birkaç futbolsever ya da Galatasaraysever milletvekiline bakarak ödülün çoğaltılması için izin vermemeli ve Galatasaray´ın devlet hakkı on milyon dolarla sınırlandırılmalıdır.
Asker ve polis şehit ailelerine can karşılığı çok sınırlı para verilirken‚ enflasyonun düşürülmesi uğruna işçi‚ memur ve emeklilere sınırlı zam yapılır ve onlar süründürülürken‚ ülkedeki tarım ve zaruri sübvansiyon bile kaldırılmışken Galatasaray´a on milyon doların dışında kanunla yeni paralar vermek bu ülkeye uygun bir davranış olmaz.
Milli takıma para priminden sonra verilen cip primi için kıyametler koparan Türkiye‚ Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy´a "Bu otomobillerin parasını nereden buldun" diye hesap soran Türkiye‚ ekonomik durumuna ve vatandaşın milli gelir içindeki konumuna bakıp Galatasaray talebine meclisce red kararı vermelidir.
Turgay Şeren´in aşağı yukarı bir yıldan beri Faruk Süren ve ekibinin Galatasaray kulübünü icraatı ile bir mali felakete sürüklediğini yazıp duruyor. Son hükümet teklifi ile Galatasaray´ı mı kurtaracak‚ yoksa Faruk Süren ve ekibini mi?



20-05-2000


[alıntı yap]

  fenerbros - 12.08.2009 09:01


F.Bahçe ve Oğuz
İslam ÇUPİ


FENERBAHÇE´nin sadece Türkiye liginin üstünde dönen oyun ruletinde‚ galibiyet‚ yenilgi ve beraberlikten başka arada sırada durduğu başka bir yer var. Tıpkı Mehmet Ali Erbil´in sunduğu çarkıfelek gibi.
Galibiyet‚ yenilgi ve beraberlik her takımın doğasında var ama‚ iflas aklı başında bir kulübün önünde mola vereceği bir durak değil. Fenerbahçe‚ 12. haftası bitmiş ligde hala doğru dürüst onbirli bir takımı mücadele podyumuna sürmüş değil... Hala transferi düşünüyor. Takım bünyesindeki futbol ve Fenerbahçe hainlerini temizlemeye çalışıyor‚ bu tarihten sonra işin adı icraat değil iflastır iflas...
Kemalettin‚ Erkan‚ Saffet ve Selahattin... Selahattin ve Erkan´ın uzun süredir yedek beklemekten neredeyse ayakları paslanmış. Saffet ve Kemalettin geri üçlü veya orta sahanın stepnesi. Ya oynuyorlar‚ ya oynamıyorlar‚ ya da oyuna sonradan giren misafir sanatçılar... Maç karakter ve karneleri böyle olan bir dörtlü‚ hem takımın içinde devamlı olmayacaklar hem takımı sabote edecekler. Böyle bir ihanet dostlar başına.
Bu eylemin adını söyler misiniz bana? Bu suçun ismini benim kulağıma fısıldayabilir misiniz? Hangi hukuk kuralı‚ hangi vicdan bunu cezalandırılması gereken kusur olarak kabul eder? Hangi hakim bu davada suçluyu asın der?
* * *
Oğuz ve Aykut eskilerde Fenerbahçe´nin iftihar ettiği iki futbolcu olabilir. Top emekçileri olarak Sarı - Lacivertli kulübün tarihine iftiharlar yağdırmış ve yazdırmış ikili durumunda bulunabilir. Birileri bunları Fenerbahçe´den zamansız uzaklaştırarak kendilerine haksızlık etmiş olabilir.
Bunların Fenerbahçe´ye tekrar döndürülmesi için sarfedilecek gayretlerin hepsini alkışlarım. Oğuz´u şimdilerde menacer‚ yarının teknik direktörü‚ öbür günlerin yöneticisi ve belki başkanı olarak samimiyetle bağrıma basarım. Fenerbahçe´de böyle bir yükseliş benim iftiharım olur.
Ama futbolcu Oğuz´un bu pisliklerin içine tekrar futbolcu olarak girmesini istemem. Zaten Fenerbahçe´nin düzelmesi bundan sonra 36 yaşındaki bir adamın ayaklarının altında ise‚ o zaman genç işi denen futbolun alt yapısını hiç kurmayalım‚ küçükleri bu spora hiç yöneltmeyelim. Hele ortada 3 trilyonluk bir meblağ varsa...
Eski Fenerbahçelilerden yaşayanların semtlerine yaşamayanların mezarına gitmenin anlamı ne? Rüştü başaramadı kaleciliği‚ çıkar rahmetli Cihat Arman´ı mezardan. Uche stoperliği yüzüne gözüne bulaştırdı‚ çıkar Yılmaz Şen´i toprak altından... Murat Yakın orta saha oyuncusu olarak sıfırları veto ediyor‚ git Dalyan´dan Can Bartu´yu getir. Moldovan iyi golcü değilse‚ eski Osman Arpacıoğlu´nu durduğu yerden bul getir Fenerbahçe´ye...
Herkese Fenerbahçe´de yaşına göre bir görev verelim artık.
Oğuz futbolcu olarak Fenerbahçe´ye vereceğini verdi. Oğuz´a iadeyi itibar ettirilecekse yaşına uygun bir görev verilsin. Ağabeylik‚ menacerlik ve yönetimde bir yer. Ama bundan sonra futbolculuk asla...



Mesaj fenerbros tarafından düzenlenmiştir...

[alıntı yap]

  fenerbros - 12.08.2009 09:02


Uzan´ın devamı
İslam ÇUPİ


CEM Uzan İstanbulspor´u bıraktı.
Tıpkı taraftarı olmayan‚ kökü hiçbir tarafta tutmayan‚ Adalet´i Atıf İlmen´in Karagümrük´ü İbrahim Sevin´in bırakması gibi... İkinci ligden birinci lige gelirken ve lig şampiyonluğunu kovalarken‚ birkaç başkanla birlikte onlarca ton para yiyen Eskişehir de böyle batmıştı. Bir zaman birinci ligde oynadığı futbol parmakla gösterilen‚ lig şampiyonluğu için her sene ismi Toto´da banko olan‚ fuar şehirleri kupasında yarı finale yükselen Göztepe de‚ şimdi ikinci lige yuvarlanırken böyle bir başarı parabolü çizmişti.
Cem Uzan‚ İstanbul´u alırken ve o kulübü "bir başına" sürüklemek isterken hatalıydı. Çünkü iddialı kulüp profesyonelliği "hele birinci ligde olursa" öyle bir başına sürüklenecek bir hobi değildir. Hiç transfer yapmasanız bile‚ oyuncu aylık ve masrafları‚ maç giderleri‚ deplasman masrafları‚ prim ve diğer harcamalar para kazanan bir kişinin kaldıracağı sarflar değildir.
Cem Uzan yanına başka paralı adam almayarak ya da bir zenginler yönetimi kurmayarak‚ bunu aile bünyesi içinde götürmeye kalktı. Takımı mütevazi bir kişilikte bırakmayarak birçok talepler sıralayarak bir İstanbulspor yaratmaya kalktı. Sonuçta Atıf İlmen‚ İbrahim Sevin gibi tam iflas etmese de kulübü bırakmak zorunda kaldı.
* * *
Kim soktu Cem Uzan´ın kafasına seyircisiz ve stadsız bir İstanbulspor´un ligde şampiyon olacağını... Kim yerleştirdi Cem Uzan´ın kafasına İstanbulspor´un Avrupa kupalarından birinde final oynayacağını.
Transfere girildi‚ içerden dışardan pahalı adamlar alındı. Birkaç trilyon para harcandı. Menaceri‚ teknik direktörü‚ antrenörü ile pahalı bir teknik şema kuruldu. Mevsim başında yazmıştım Cem Uzan´ın İstanbulspor´unu. Demiştim ki‚ iyi bir takım kuruldu‚ birinci lige yerleşti. Bazı sempatiler elde etti. Sıra şimdi taraftar ve stat edinmeye geldi. Bunlar birkaç sezon devam eder‚ kadro yeni hedefler için takviye edilirse Cem Uzan´ın şimdiden istediği şampiyonluklar belki o zaman İstanbulspor´un tarihine yazılır. Acelenin adı intihardır.
Lig şampiyonluğu ile Avrupa kupalarından birinde final maçı istemek için vakit henüz erken. Cem Uzan tek başına oluşundan ötürü bu sabrı gösteremedi ve istifa etti. Şimdi herşey ortada kaldı. Muhtemel şampiyonluklar‚ İstanbulsporlu futbolcular‚ taraftar ve umutlar açıkta kaldı.
Cem Uzan iş yerini kapamıştır. İşçiler istese de istemese de o işyerinden ayrılıp başka bir işyerinde işlerine devam edecektir. Burada Cem Uzan´ın anlayışlı davranması gereklidir. Oyuncularına öyle bir satış rakamı asmalı ki‚ diğer kulüpler tarafından verilebilir olsun. Çünkü bu futbolcular İstanbulspor´a gelirken verilen fiyatların ancak yüzde 25´ini aldılar. Yüzde 75´i ise eski kulüplerin kasalarına gitti.
İflas etmiş yahut öyle yorumlanmış bir işyerinin mallarının da o iflasla eşdeğer bir rakamda olması gerekir.




[alıntı yap]

  fenerbros - 12.08.2009 09:03


Denizli ve büyük aldanış
İslam ÇUPİ


MUSTAFA Denizliyi fena kandırdık. Taraftarı‚ medyanın görüntülü ve yazılı tarafı‚ gazetecisi‚ yöneticisi‚ anlayanı ve anlamayanı ile Mustafa Denizliyi fena halde kandırdık.
Almanya galibiyetinden sonra o maçın hiç özüne inmeden "nasıl oldu biz kazandık" analizine yeltenmeden‚ Cumhuriyetin 75. yıl coşkusuna kapılarak‚ yediden yetmişe kadar Türkiye haritasında ne kadar canlı varsa Mustafa Denizlinin karşısına çıkıp şunu dedik: "Finlandiyaya top yekün saldır. Açık farklı bir galibiyet istiyoruz."
Bu benim bildiğim ve 55 yıldan beri her yeltendiğimizde içine düştüğümüz bir aldanışın‚ bir tuzağın 1998 yılının sonlarında bir kere daha gündeme konmasından başka bir kabadayılık gösterisi değildi.

Çünkü 1940lardan beri hem futbolumuzu‚ hem milli takımımızı en görünen yerden yani İstanbuldan takip eden bir insanım. O yıldan bugünlere getirdiğimiz her galibiyette‚ her zaferde‚ bazılarının ısrarla belirttiği gibi sahaya mutlak bir taarruz futbolu yaymadık. Bu galibiyetlerde başka şeyler var.
Bu tip başarıların ardında önce çok iyi bir kaleci‚ sonra sayısı her sistemde çoğalan başarılı bir savunma var. Eski dönemdeki "MW"de iki yan hafın‚ iki insaydın savunma için doksan dakika canını çıkarır‚ bunun arkasına Çanakkale geçilmez bir savunma kurar‚ mucizeyi üç direğin arasına top geçirmeyen bir kaleciyle tamamlardık. Türkiyede bir 75 yıl futbol federasyonu başkanlarının ömrünü uzatan‚ yaşayanlarımızı mutlu eden‚ gazetelerin arka sayfa olarak tirajlarını yükselten sebepler yarım saha futbolu ile yazdığımız zaferlerdi kısaca.

Türkiyede dönem dönem büyük forvetler yetişmesine rağmen milli takımda tam hücum oynadığımız tek maçın zaferle bittiğini hatırlamıyorum.
Fenerbahçeden Can‚ Lefter‚ Mehmet Ali‚ Galatasaraydan Metin‚ Kadri‚ Suat‚ Beşiktaştan Recep‚ Bülent ve Şükrünün oynadığı dönemdeki forvet bolluğunda bile‚ hücum meziyetlerinin potporisini 65 - 70 yaşındaki kuşak hiçbir milli maçta görmedi. Biz bu saydıklarımızın süper hücumcu olduklarının lezzetini ancak kendi ligimizde seyrettik.
Cemil‚ Tanju‚ Rıdvan ve Hakan Şükür gibi futbolumuzun son 25 yılına forvet olarak lig damgası koyan futbolcuların‚ bir büyük milli maça kaşe bastığını hatırlıyor musunuz?
Benim kafamda böyle bir oyun hiç yok.
Mustafa Denizli 75 yıldır alıştığımız ve uyguladığımız kendi yarı sahasında oynayan‚ orasını fazla adamla kapatan‚ misafirine hep durdurucu kalkanla karşı koyan milli takımın‚ Almanya maçında olduğu gibi sahaya uyku hapı dökeceği yerde‚ üçlü bir forvetle hücum emri verince üç çeyrek asırdır içine düştüğümüz aldanış çukuruna yine yuvarlandık.


[alıntı yap]

  fenerbros - 12.08.2009 09:05


Bir gecelik sükut
İslam ÇUPİ


YARIN gece Ali Sami Yen´de yapılacak Galatasaray - Juventus maçı‚ son yılların en özel oyunu olacak. Özelliği İtalya´ya sığınan Apo´dan ve bizim haklı olarak fokurdattığımız hakkımız ve alınganlığımızdan...
Politika ile futbolun içi içe gireceği bir maç yaşayacağız yarın akşam Ali Sami Yen´de.. Dikkat !..
Çok dikkatli olmak‚ 90 dakika ve 90 dakikanın sonrasına sokağı‚ oteli ve havaalanı ile çok dikkatli davranmak zorundayız.
Apo´yu gerek pankartlar‚ gerek çığlıklarımızda Ali Sami Yen´e hiç sokmamalıyız. Apo ile Türkiye´nin hesaplaşmasını devletimize ve hükümetimize bırakıp‚ bunun politik avazelerini Ali Sami Yen´e hiç getirmeyip‚ tribünleri hiç çınlatmayalım.
Statta futbolun gerektirdiği sloganları‚ Galatasaray´ı ateşleyici ve gayretlerini Juventus´u yenici gürültülere bırakmalı‚ Türk seyircisinin efendiliğini alicenaplığını hem İtalya´ya‚ hem UEFA´ya‚ hem de tüm Avrupa´ya göstermeliyiz.
* * *
Ali Sami Yen´i Apo´nun iadesine mecbur kılacak bir mahkeme haline sokmayalım. Oradaki her tezahüratı‚ her bağırtıyı‚ her taşkınlığı ölçülü yapalım. Statta bütün reaksiyon‚ Galatasaray´ın galibiyetine endeksli olsun.
Apo´nun iadesi Türkiye´nin prestijidir‚ yargılanması ve cezasının burada verilmesi her Türk´ün idealindeki düşüncedir. Bunun mücadelesini 20 gündür Türkiye´nin her meydanında‚ her sokağında toplantılar ve numayişlerle yapıyoruz.
Yarın akşam Ali Sami Yen´de bir gecelik suskunluk istiyoruz seyirciden... Bu sessizlik İtalya için en büyük protesto olacağı gibi‚ bigünah Juventus ve Avrupa´nın diğer masum ülkeleri ve Türkiye´yi her fırsatta barbar olarak yorumlayan Batı´ya bizim vurduğumuz en büyük tokat olacak.




[alıntı yap]

  fenerbros - 12.08.2009 09:07


Beşiktaş ve Toshack
İslam ÇUPİ


BEŞİKTAŞ´ın liderliğine ne diyorsunuz?
Siz de Galatasaray‚ Trabzonspor ve Fenerbahçe taraftarı gibi düşünüp‚ "Kadrosu bizim takımlarınkinden daha zayıf. Liderlikte şimdilik şansıyla oturuyor" diyorsanız‚ size hak vermek dürüst ve sıhhatli bir teşhis midir? Ligin 13. haftası sonunda Beşiktaş; Galatasaray‚ Trabzonspor ve Fenerbahçe gibi irili ufaklı takımlara kaybeder ve siyah - beyazlı ekip de diğerlerinin ayarında olurdu. Ya bir puan onların ilerisinde‚ ya da bir puan gerisinde.
Beşiktaş´ta bu yıl alınan yabancılar Del Solar‚ Ohen ve Sellami için "daha iyisi alınamaz mıydı" diye bir soru her zaman sorulabilir o zaman da Beşiktaş´ın kasasından bu kadar para çıktı diye bir itiraz gündeme gelirdi. Ama başka bir gerçek daha var. O da Beşiktaş´ın üç yabancısının Galatasaray´ın Hasan Şaş‚ Trabzonspor´un Campbell ve Fenerbahçe´nin Balic´i söz konusu olduğunda üçünün fiyatı bu saydıklarım kadar olduğudur veya daha yüksek...
* * *
Çok ileri geri vitessiz konuşup‚ Türkiye´deki futbol teşkilatıyla kendi kulübünün yönetimini yerden yere vuran Toshack‚ bu kırıp saymadıklarımın yanında‚ futbol takımını her bakımdan adam eden ve bu haftaya kadar puan farkıyla liderliğe oturtan adamdı. Bunun böyle olduğunu çok az Beşiktaş yazarı farketmekte‚ başlarında eski bir şöhretli futbolcu başkan Süleyman Seba olduğu için yönetim kurulu onaylamaktadır. Öbürleri Toshack´a sivri durmakta ve onu her fırsatta sokmak için fırsat kollamaktadır.
Oysaki Toshack Beşiktaş´ta bir süredir oluşmuş bulunan oyuncu diktatörlüğüne son vermiştir. Toshack gelinceye kadar takım içinde uç veren ve sahada kendi beyliğini ilan eden futbolcular‚ şimdi herkesin futbolda iki papuçu var gerçeğine ister istemez inanmışlardır. İnanmayanlar gitmiştir ve gidecektir de...
Toshack ve geldikten sonra 24 adamın hiçbiri takım için vazgeçilmez olmadıklarını anlamışlar‚ gençlerle yaşlılar kadroya girmek için anormal çalışmaya başlamışlar ve bu görüntü son onbire yansımış ve o bareme sonunda en iyi olanın girmesi gibi bir apolet yaratılmıştır.
Şampiyonluğa devamlı şartlanmış bir takımda pahalı transfersiz onbirden vazgeçmeyen dört büyüklerin teknik direktörlerine karşılık Toshack‚ bu gelenekten feragat eden ilk teknik direktör olma yolunda en samimi adımları atarak sivrilmiş ve Beşiktaş´ı geleceklerde alt yapıya teslim etmenin mesajını vermiştir Türkiye´de... Hikmet‚ Nihat‚ Yasin‚ Aydın şimdilik Toshack alt yapı ürünleridir.
Konuştuğu şeyler için Toshack´ın boynuna ip layıksa‚ futbol icraatı için de önüne bir bahçe gül koymak gerekir.


[alıntı yap]

11 / 16