Antu.com Cep Forumları
Sayın Ziyaretçimiz foruma bağlanmak için tıklayınız
İslam Çupi Fenerbahçe Medya Forumu
İslam Çupi Yazıları Arşivi
12 / 16
  fenerbros - 12.08.2009 09:13


Balic diye biri
İslam ÇUPİ


BALİC bir top şeytanı... Balic‚ Rıdvan´dan sonra Fenerbahçe´de bozulan futbol estetik ve güzelliğini geri getiren adam... Balic‚ Fenerbahçe´nin kuruluşundan bu yana süren futbol sahasında "dantel örme" gibi çok zor bir işin son çarpıcı temsilcisi...
Balic transfer edildiği zaman kendisinden bu kadar işe yararlık ve futbol cazibesi ummayan sarı - lacivertli seyirci‚ şimdi Boşnak futbolcuyu baştacı etmek gibi sarı - lacivertli tarihte pek az oyuncuya nasip olmuş bir tahtı bağışlamışsa‚ o bunu süper oyunu‚ centilmenliği‚ şımarmayan kişiliği ve sempatisi ile hakediyor.
Fenerbahçeli taraftarın ezilmiş ruhuna‚ kaybolmuş futbol keyif ve estetik duygusuna‚ futbolda bir asıra yakın sürmüş sarı - lacivert patentli hakimiyet ve üstünlük kavramına Balic´i transfer ederek uzatan son veren başkan Aziz Yıldırım´a bütün camia hayranlık ve sevgi duymaktadır‚ şimdi...
Balic futbolun teknik direktör‚ yönetim kurulu ve futbolcu beraberliğinden doğan bir kuvvet ve hakimiyet olduğu fikrine son vermiş bir adamdır. Balic iyi futbolun malzemesinin sadece iyi oyuncu ile kaim olduğunu anlatmış Türkiye´deki son örnektir şimdilik.
* * *
Balic futboldaki en etkili "şut"tur Türkiye´de...
Duran ve ölü toplara‚ yuvarlanan toplara‚ sağ taraftaki kornerlere gol salvosu ve vızıltısı veren adamdır. Balic maç içinde gol bölgelerine rakipten önce gidip yerleşir‚ rakip daha parad düşünürken o oyunu bitiren füzesini kaleye yollar. Bütün bu ferdi heykelleşmelere rağmen sahada takımcıdır Balic... Takım sıkıştığı zaman kendisini sağbek solbek yapacak kadar arkadaşlarına yardım eder‚ en uygun zamanda kendisinden daha uygun bir arkadaşı varsa ona asistlik eder‚ golün sevincini bile bir başına değil‚ takımla birlikte yaşar Balic...
Koşarken‚ topa vururken‚ rakibi ile mücadele ederken‚ vücudunda yıkılmazlık ve yenilmezlik görüntüsü vardır. Bunu doksan dakika sahada gezdirirken‚ siz bakımlı vücudunu dikizleyip çok iyi bir profesyonel oluşuna kalıbınızı basarsınız.
Türkiye´nin futbolcuyu baştan çıkaran en büyük şehri İstanbul´un bütün gece yanan bodrum neonlarını reddeden‚ her taraftaki kadın izlerinin üstünden basıp geçmeyen‚ yaptığı evlilik yaşamına son derece bağlı yaşayan Balic öyle anlaşılıyor ki‚ hedefinde Fenerbahçe´den sonra çok büyük bir Avrupa kulübü var.
Çocukluğu ve ilk delikanlılığı fakirlik‚ savaş mermileri ve barutlar arasında geçmiş Balic‚ Türkiye yarımadasında Bursaspor ve Fenerbahçe´de ele geçirdiği futbol oynama lüksünü Akdeniz´in diğer iki yarımadası olan İtalya veya İspanya´da daha da lüksleştirerek devam ettirecek ilerki yıllarda...


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 08:37


G.Saray - F.Bahçe dostluğu
İslam ÇUPİ


AVRUPA Şampiyon Kulüpler maç serisi‚ Türk takımlarının çeyrek finale kalışı için daha 25 yıla ihtiyaç gerektiriyor.
Bu yıl Galatasaray takımının çeyrek final kapısını çalmasına ramak kalışı‚ müslüman olmayan Avrupa için uyarıcı bir ihtar olmuş‚ Avrupa Şampiyon Kulüpler maç serilerini güçleştirmek için baraj oyunlarını fazlalaştırmak diyetine gidilmiştir. Önümüzdeki yıl Türkiye şampiyonluğunu kazanacak olan takım bir baraj maçı oynamasına karşılık‚ ikincinin o bareme atlaması için iki baraj maçı yapması gerekecektir.
Galatasaray´ın bu yıl 8 puanlık liderlik barajını son maça kadar rakiplerinin ensesinde tutması‚ grup birinciliğini son oyunda İtalyan Juventus´a kaptırması‚ sarı - kırmızılı takımın bu uluslararası kupanın çeyrek finalini içerdeki Fenerbahçe rekabetine bulayarak duyduğu hınçla kaybetmiş olmasın.
Galatasaray´ın şansı ve şanssızlığı ayrı ayrı insaf kefelerine konulduğu zaman 2-1´lik bir netice ortaya çıkıyor. Galatasaray Türkiye´de yapılan Athletic Bilbao maçıyla İstanbul´daki Juventus maçlarını galibiyet ve beraberliğe çevirirken çok şanslı‚ İspanya´daki Athletic Bilbao maçını kaybederken çok şanssız idi. Galatasaray çeyrek finali ararken Türkiye liglerindeki aşırı tehirler de dikkat çekiciydi.
Galatasaray´ın sadece futbol değil her çeşit yazılarına kalem açan yazarlar her vesileyle Fenerbahçe´yi dile getirerek‚ Avrupa Şampiyon Kulüplerdeki iki kulübün maç kronolojilerini sıralayarak bu ezeli ve ebedi rekabeti yeni bir düşmanlığa çevirmişlerdir. Bundan hangi kulüp fayda çıkarır ilerki yıllarda göreceğiz.
* * *
Son 10 yıldır Galatasaray ve Fenerbahçe´de işbaşına gelen başkanlar ve teknik direktörler bu iki kulübün ezeli ve ebedi rakip olarak çekişmeyi sürdürmek yerine birbirlerini yoketmek tavrı içindedir.
Son yıllarda Galatasaraylı yazarlar bu yokoluş için ön planda bir role soyunarak işlevlerini devam ettirmekte‚ niyeti şimdi anlayan Fenerbahçeli yazarlar da kalemlerini bu istikamette bir işe adamışlardır.
İki kulübün başkan ve yöneticileri‚ iki kulübün sempatizanı yazarlar bu birbirlerini yeme savaşında "sen benden daha fazla suçlusun" töhmetini bir yana bırakıp genel bir barışa imza atmalı‚ ya da yokedilme savaşına hız vermelidir. Mücadelenin bir faslını bitirmek istiyorlarsa.
Fenerbahçe´yi yokedecek bir Galatasaray‚ Galatasaray´ı futbol tedavülünden kaldıracak bir Fenerbahçe‚ Beşiktaş´a mı hizmet edecek Türkiye´de...
25 yıl sonra Türk futboluna bakıldığı zaman Galatasaray veya Fenerbahçesiz yurdumuz‚ Avrupa kupalarında eski varolma gücünü kaybedecektir. Futbol sermayesi o zaman ne kadar birikimli olursa olsun‚ kaybolan Fenerbahçe veya Galatasaray´ı bir daha kimse kuramayacaktır Türkiye´de...




[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 08:38


Avrupa çok uzak
İslam ÇUPİ


FUTBOLUMUZ star sistemi afiş bolluğunu 1950 - 1975 yılları arasında yaşadı. O dönemde Avrupa ve dünya çapında yıldızlar yetiştirdik ki‚ İtalya‚ Avusturya‚ Almanya‚ Belçika ve Fransa zaman zaman yerli kramponların dans ettiği uluslararası podyumlar oldu.
Şükrü Gülesin‚ Bülent Eken ve Esel´den tutun da‚ Can Bartu‚ Metin Oktay‚ Lefter´in İtalyasından Şükrü Ersoy´un Avusturyasına geçin‚ Özcan Arkoç´un Almanyası´nda demirleyin. Sonra futbol sazını Ender Konca Almanya´da çaldı. Ondan sonraki kuşaklarda Selçuk Yula ve Engin Verel ortaya çıktı. Selçuk Yula Almanya´da‚ kendisini en çok memleketleyen Engin Verel önce Almanya´da sonra Belçika´da en sonunda Fransa´da Türk futbolunun çok yoğun propogandasını yaptı.
Ondan sonra Ali Şen gibi uluslararası ağırlığı ve arkalığı ile Dünya karmalarına bir sürü oynayan yıldızlar verdik ama‚ Avrupa haritası yerli ayaklarımız birden bire tam kesintiye uğradı. Gezen tozan bir sürü Türk ayakları oldu da Avrupa´da‚ ama kramponlu papuç giyen bir tek Müslüman kulu olmadı‚ ihtiyar kıtada...
Çeyrek yüzyıla ayak basıyoruz‚ Avrupa´ya futbolcu göndermeyeli. Hakan Şükür gibi dramatik örneği‚ ilerki nesillere fena örnek olur gerekçesiyle yazı konusu yapmayalım. Bu Avrupa´ya göçün duruşunu ayrı ayrı yorumlayanlar var Türkiye´de...
Kimisi diyor ki‚ paranın hasosu Türkiye´de... Sahalar çim‚ formalar tiril tiril‚ seyirci ise fitil fitil stadlardan sarkıyor. Millet niye Avrupa´ya gitsin? Bu oyun her yerde bir topla oynanmıyor mu? Ha Türkiye´de‚ ha Avrupa´nın başka bir ülkesinde. Vergi de en alt düzeyde Türkiye´de...
* * *
Ülkenin futbolda çalışma saati durdu galiba...
Futbol federasyonunu 1923´te kurmuşuz. Aradan geçmiş 75 yıl... Bu kadar yılda bir 1954´te Dünya Kupası finaline katılmışız‚ bir de 1996´da Avrupa milletler kupası finallerine. Onun ötesinde iki elin parmak sayılarına varmayan özel maç ve galibiyetlerin övüncü var. Hala bunlarla idare ediyoruz.
Ne Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası´nda bir çeyrek finale adımızı kaydettirdik‚ ne Kupa Galipleri ve Fuar kupasında bir final aydınlığına kavuşabildik ülke takımı olarak...
Dünya kupası finaline hale hasretiz. Avrupa Milletler Kupası finalinde tek galibiyete aş eriyoruz hala...
Sen 75 yılda futbolda birinci ve ikinci tur dışında yankı uyandıran hiçbir beynelminel kupaya krampon uzatamamışsan... Sen düne kadar Avrupa´nın sömürgesi olan yerlerden‚ kuş üzümü bolluğunda eski kıtaya futbolcu yağarken sen son 25 yılda kramponlu tek adem oğlunu oraya gönderememişsen... Sen ithal sporcudan gayrı olimpiyat şampiyonu bir Türkü dünyaya hediye etmemişsen... Sen 75 yılda ülke olarak bir dünya kupası finaline topraklık etmemiş ve bir olimpiyata mahalle kuramamışsan nasıl bir Avrupalı ve dünyalısın ki...
Türkiye olarak sen "Avrupa Birliğine tam üyelik" diye daha çok nara atmaz da ne yaparsın?


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 08:40


Hakem hataları
İslam ÇUPİ


LİGİN birinci devresi boyunca sıralanan hakem hataları‚ her takımın canını azar azar yaktı. Ama bu "ufff" deyişte‚ puan sıralaması baz alındı. İlk dört Fenerbahçe‚ Beşiktaş‚ Galatasaray ve Trabzonspor‚ futbolun "imtiyazlı karesi" olarak muamele görürken‚ öbür takımlara vur hakem satırını...
Gözden ırak olanlar‚ gönülden medyanın yazılı ve görüntülü olanından da ıraktır. Spor sayfası yapan günlük gazeteler ile yine münderacatı sırf spor olan günlük cerideler‚ muhabir ve yazar ağlarını dört büyüklerin üstüne örerler. Fenerbahçe‚ Beşiktaş‚ Galatasaray ve Trabzonspor hem haber ve röportaj olarak sayfada büyüktür‚ bu takımların oynadığı maçlar ise o cerideler tarafından bir yazar ve kritikçi ordusu ile takip edilir.
Ligin diğer 14 takımı ise - hele bunlar biribirleriyle oynadıkları oyunlarda - hakemlerin mutlak denetimi altındadır. 14 takımın biribirleriyle oynadıkları maçlarda seyirci ve yazılı görüntülü medya baskısından kurtulan hakemler‚ alabildiğine serbest ve rahat bir doksan dakika ile ya son derece başarılı bir yönetim gösterirler‚ ya da maçın içine ederler. Her iki halde de hakemler‚ seyirci ve her türlü medyanın atış menzilinin uzağında olduklarından burunları kanamaz‚ ceza almaz ve yollarına başarıyla devam ederler.
* * *
Ama dört büyüklerin maçlarına verilen hakem öyle değildir. Hangi nizami düdüğü çalarsa çalsın‚ sahayı dolduran seyirci yığınlarını tatmin edemez. Çünkü o seyirci yığınları büyük tek takımdan yana olduğu için‚ küçük rakipten yana çalınan en basit karşı düdüğe isyan eder. Yazılı ve görüntülü medya bu dört büyükten birisini tutan insanlar elinde olduğundan‚ kararlarını büyük takımdan yana kullanma gibi farkında olmadan bir psikoza girer maç yöneten adam.
Yazılı ve görüntülü medyanın bu konuda ikiye ayrılması ve "4 büyüğün ayrı hakemi var‚ 14 takımın hakemi yok celladı var" demesi bundandır.
Ankaragücü - Galatasaray maçını yöneten Sadık İlhan o maçı sarı - kırmızılı takım kazansaydı mevcut yönetimiyle şimşekleri acaba üstüne çeker miydi? Yoksa Galatasaray´ın 3-1 yendiği Altay veya deplasmanda sarı - kırmızılı ekibin 5-0 kazandığı Çanakkale Dardanel maçında olduğu gibi sahadan bir kahraman gibi çıkmaz mıydı?
Galatasaray taraftarı‚ yönetimi ve teknik direktörünün hakeme salvosu neden? Niye iki maçın Galatasaray övgüsü alan hakemi Sadık İlhan‚ üçüncü maçın haini ilan ediliyor? Ümit´in Hakan Keleş´e arkadan itme yoluyla yaptığı penaltının aynısı Beşiktaş - Fenerbahçe maçında Mustafa Doğan için çalınmadı mı? O hakem kararı idi de‚ Galatasaray´a çalınan neydi yani.. Fenerbahçe´nin gizli borozanı mı?
Yoksa Galatasaray´ın isyanı Fenerbahçe devreyi lider bitirdiği için mi topyekün ayağa kalktı?




[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 12:08


İthal patentli şampiyonlar

İslam Çupi



TURGUT Özal ´ın yoksul Bulgar´a hayli "yeşil" vererek‚ sahiplendiği Naim Süleymanoğlu ile Halter´i "milli spor" yaptık ve Türkiye´yi‚ olimpiyatta olmayan Türkiye´yi‚ 12 yıl "dünya gönderine" çektik.
Allahı var. Naim Süleymanoğlu´nun "reklam silahı" olarak Türkiye konusunda yaptığı büyük propagandayı 600 yıl hüküm süren "Osmanlı tarihi" yapmadı.
12 yıl sonra "patronumuz bir" HÜRRİYET refikimiz Bulgaristan´dan bu kez bir boksör getirtti.
Adı Serafim Todorov olan ve "Spor defterinde" 3 Avrupa‚ 3 dünya şampiyonluğu ile Atlanta Olimpiyat ikinciliği yazan "spor zatına" hoşgeldin diyoruz.
Sonra başlıyorum "bu haber hikayesinin" içindeki sivrilikleri düzeltmeye...
***
Bir kere "doğu bloku" hem mekan hem konfor olarak önce çatırdayıp akabinde "tuzla buz" olduktan sonra‚ artık oradan buraya düşen adama; "kaçtı‚ iltica etti" denmez sadece geldi denir.
Serafim´in gazetedeki fotoğrafına bakıyorum. Saç dökülmeleri alnının iki tarafından içeriye "bir koy" gibi girmiş. Yüzündeki yorgunluk ve bezginlik "gençlik aynası" değil.
3 Avrupa ve 3 dünya şampiyonluğuna diyecek yok. Ama 1996 Atlanta Olimpiyatları´nda dünya ikinciliği "spordaki sonunu" mu işaret ediyor.
Fakat "nüfus kağıdı farkını" dikkate alırsak‚ Serafim Todorov yaşı ile Naim Süleymanoğlu´nun yaşı Türkiye´ye ayak bastıkları an‚ "eksi 12 ile artı 12" arasında bir orantı ihtiyarlığını sürdürmektedir.
Bundan sonra Serafim Todorov´un "derece bolluğu" olarak Naim Süleymanoğlu ile "madalya idrarı" yapması‚ hele üst üste üç olimpiyatta şampiyon olması‚ hayalden öte bir görüntüdür.
***
Spordan sorumlu devlet bakanının Serafim Todorov´un seceresinin "Kesin aydınlığı" belli olmadan Bulgar sporcuyu "soydaş diye bağrına basması" ‚ ya politikacının aceleye getirilmiş bir gösteri startıdır‚ ya da Şeker´in çok çocuklu bir aileden gelmiş olmasının büyüttüğü bir babalık duygusudur.
Çünkü cinsiyetleri açık seçik ortaya koyucu "bir araç" yok elimde ama‚ kendi gözümün yalancısıyım.
Serafim Todorov´un "esmerliği ve vücudunun bol kıllı oluşu" bana Türk asıllı bir insandan çok‚ romanı çağrıştırıyor.
Sayın Bahattin Şeker "erken sarılışta" bir Türk asıllı Bulgarla kucaklaşmışsa mesele yok‚ ama romana toslamışsa hem partisi hem tesbihine "büyük ihanet" etmiş olur.


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 12:09


Herşey buzdu dün gece

İslam Çupi



GAZİANTEPSPOR ´un sahasında hiç kaybetmemesinin sırrı herhalde sahaya sivrilmiş tek adam çıkarmamak ve bu oyunu takım gibi icra etmekten kaynaklanıyor. Başarının adı kollektivizm...
Fenerbahçe sahasında sezon başından beri kazanıyor‚ kaybediyor‚ berabere kalıyor. Yani futbolu üç ihtimalli.
Fenerbahçe´de futbolu tekniği ile iyi uygulayan ve onu sahada değişik varyasyonlarla çeviren Boliç‚ Okocha‚ Kemalettin ve şimdilerde Tarık ve Selahattin gecenin keyfine tam kapasite ile girerlerse Sarı - Lacivertli ekibin Türkiye´de yenmeyeceği rakibi yok. Bunların çoğu veya tümü oyunda olmazsa Fenerbahçe galibiyetten uzaklaşıp futbolda beraberlik veya yenilgiye banko diyor.
Çamlıca´dan stadın üzerine bir buzdolabı gelirken yazının başında sözünü ettiğim teknikler maçın ilk yarısıyla ile birlikte ayaklarının altına tüm oyunu almış ve sahada Fenerbahçe gecesi diye bir piyesi sahneye koymuştu.
Gaziantepspor dondurucu havada adale ısıtacak bir saha sobası ararken‚ Fenerbahçe´nin kollektif anlayışı ablukaya benzeyen bir görünüş kazanmış rakip defans hiçbir yer tedbiri almamışken Kemalettin bir yan faulü kafa ile Fenerbahçe´nin ilk golü olarak filelerle tanıştırmıştı.
Fenerbahçe rüzgara karşı oynamasına rağmen yel dengelerini çok olumlu kuruyor‚ defans kendi arasında yaptığı yan ve bol paslarla Beşiktaş karşısındaki pas faciasında görünmüyordu.
Gaziantep rakibin kurduğu bu temkinli oyuna rağmen ikinci golü yiyip galibiyet iddiasından uzaklaşmamak için yarı saha futbolunda tüm savunma kozlarını kullanıyordu.
İkinci yarı fark yapacağı zannedilen Fenerbahçe karşısında‚ Gaziantepspor´un son 45 dakika üstüne yığılışı soğuğu ısıtan görüntülerdi. Uche´nin devrenin ilk dakikalarında çömelerek kornere gönderdiği tehlikeler Sarı - Lacivertli ekibin kendi yarı sahasında patlayan dinamit görüntülerdi.
O anda hakemin oyunu kurallardan kurtarıp yere düşürdüğü anlar başladı. Bu anlardan sonra olan olmuş Fenerbahçe gereksiz yere sinirlenerek oyunun inisiyatifini tamamıyla Antep´e kaptırmıştı. Hele Kemalettin´in kırmızı kartla oyun dışı kalmasından sonra Fenerbahçe bir telaşeler mangası görünümü almış‚ birinci devredeki sistemli ve akıllı oyun yerini telaş eden‚ Antep karşısında tek golü muhafaza etme şaşkınlığındaki Sarı - Lacivertli takıma bırakmıştı. Eğer bu maç kurtulduysa Fenerbahçe tüm savunmasına ve kaleci Fevzi´nin mevcudiyetine bağlamalıydı.


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 12:18


G.Saray nedir ne değildir...

İslam Çupi



GALATASARAY ´ın Türkiye liginin bitimine "yüzde otuz" kala Gençlerbirliği´ne verdiği iki puan‚ Bursaspor´a Bursa´da yenilip 3 puan bırakan Trabzonspor´un şampiyonluk ihtimalini "tekrar yapıştırdı" ‚ maçlarını farklı kazanan Beşiktaş ve Fenerbahçe´nin "takip nefeslerini" ense köküne yaklaştırdı iyice...
Hakan´ın "kart cezalısı" olarak bu maç takımın içinde olmayışı‚ Galatasaray´ın hangi "pırlantadan" yoksun oluşunun bir belgesi sayılmalıdır.
Pres yapıp rakibinin rahat top kullanma imkanını ortadan kaldıran‚ 90 dakika çapraz koşular uygulayıp rakip defans yerleşimini "adresi şaşkın" bir konuma sokan Hakan´ın‚ ligin "finiş oyunlarında" ekibi için ne denli "tek tabanca oluşunu" Gençlerbirliği maçı bir kere daha kanıtladı.
***
16 maçlık bir ilk devre "bilançosu" içinde 7 puan kaybeden Galatasaray´ın‚ "rakiplerin kuvvet dengesinde" herhangi büyük değişim olmamasına rağmen ikinci yarının ilk 8 maçında kayıplarını onbire çıkarması‚ hem yönetimin tavrı yönünden hem teknik heyetin "envanteri" bakımından‚ moral ve motivasyon birikiminin değişkenliği ve "kulüp sosyal hayat" bağları yönünden irdelenmelidir‚ açık açık...
Yönetimin kendi tabanı ile basına koyduğu "Galatasaray´ı gösterme özgürlüğünü" kısıtlama‚ özellikle alınan şok sonuçlardan sonra‚ kendi "seyirci tabanınca" büyük tepkilerle karşılanmaktadır.
Yönetimin sigorta alışveriş merkezleri ve mal satma konusundaki girişimleri‚ "futbol takımı ve şampiyonluk" diye düşünen tabandaki çoğunluk indinde‚ utopik bir fikir olarak yorumlanmaktadır.
Kazancının son kuruşunu maç biletine yatıran Galatasaray tüketimcisine "şampiyonluk" dışında hangi lüks dünyayı sunsanız cevabı iki kelime olacaktır.
"Bana ne !.."
***
Simoviç´ten sonra "Galatasaray ağırlığını" kaldıracak tek kaleci alınmamıştır.
En gerideki defans bloğunun tek topu oynamadaki "yön ve dakika" çelişkisi devam etmektedir. Gençlerbirliği maçındaki "Vedat örneği" bu hatanın son karesidir‚ şimdilik...
Ligin ilk yarısında "Galatasaray görüntüsündeki" sahanın her noktasını ölümüne presleme‚ rakibinin her teşebbüsünü başlarken frenleme‚ çabuk değişik yönlere oynama ve çabuk düşünme ilkesi‚ rakiplerine "Galatasaray´ın elinden kurtulamazsın" diye anons edilen oyun teröründen eser kalmamıştır.
Orta sahada Galatasaray´ın "sonuç horozları "Tugay ve Suat‚ ilk devrede uyguladıkları futbolun "derinlik oyunu" olduğunu unutup‚ bol yan ve geri toplarla kendi isimlerini en göz boyamacı şekilde cilalamaktadır.
Fatih Terim´in saha dışı teknik direktörlüğü ile Hagi´nin saha içi teknik direktörlüğü koca birinci devre uyum içinde gittikten sonra‚ şimdi "düşman kardeşler" filmini çevirmeye mi yeltendiler ?


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 12:20


Futbolumuzun dünü‚ bu günü

İslam ÇUPİ



TÜRKİYE "ihraç kotasına" yıldız futbolcu koyamadığı sürece‚ bu oyunda evrensel boyutlara erişmesi mümkün değildir.
Türkiye´de "erkek çocuk" futbol oynamak için doğar. Çocuk elini ayağını bir "oyuna sürme" ihtiyacına erince‚ mutlaka şehirlerde kalmış bir açıklıkta meşin yuvarlağın peşinde sihirlenir.
40 yıl 50 yıl önce "ailenin büyükleri" erkek çocuklarının futbolcu olmasını istemezlerdi.
"Okumak ve adam olmak" ailelerin bir numaralı hedefi idi‚ çocukları için... Futbolcu olmak "serseriliğin ilk aşaması" idi ve bu etabı yeni "delilikler" takip ederdi.
Çünkü yarım asır önce‚ "çuval çuval" para yoktu futbolcuya...
***
Şimdi durum "tersine" dönmüştür futbolcu için...
Türkiye´de hiç bir iş kolu "futbol" gibi kısa sürede bu kadar "para yumurtlamamakta" ve bu işi yapanı dört beş yılda milyoner veya trilyader edememektedir.
Yarım asır önce çocuğu futbol oynadığı için horlayan hırpalayan "aile büyükleri" ‚ şimdi topu milli piyangonun üstünde bir "servet kasası" görmekte‚ futbol sahalarına yönelen evlatlarını dışlamak yerine teşvik etmektedir‚ bilakis...
Babalar şimdi futbolu "bir koy on al" diyen bir fırdöndü aletinin yüzbin kat önündeki "ikramiye çıkaran" bir araç olarak görmekte‚ hiç niyetli olmayan erkek çocukları bile‚ "topa" sevketmek için çeşitli vesilelere "çanak" tutmaktadır.
Benim gözlemim şudur...
50 yıl önceki nesil "ana - baba uyumu" bakımından‚ şehirlerin oksijen ve yeşillik oranında daha "özgürcü olması" yönünden‚ futbolculuk daha kalite ve usta işi ürünler verirdi.
Şimdi akraba evlilikleri ve göçlerin sebep olduğu "karışık nikahlar" ‚üstüne üstlük şehirlerin hem arsa hem oksijen olarak müthiş bir gerilemeye uğraması‚ "futbolcu modeline" müthiş bir erozyon getirmiştir.
***
Türkiye yabancı oyuncu ve antrenör konusunda daha "akli bir sınırlandırma" kullanmazsa‚ mevcut futbol okulları ve alt yapı tesislerine bina ve bol saha dışında "daha doyurucu" bir eğitim müfredatı koyup kaliteli mal üretmezse‚ biz futbolda ülke olarak ne evrensel bir iddiacı oluruz‚ ne de "ihraç kotasına" futbolcu koyabiliriz...
Bu neslin "Avrupa´ya gitmeye en layık oyuncusu" Sergen´e bakınız.
Kıyafet olarak‚ lisan olarak‚ futboldaki form ve ciddiyet olarak "Trakya dışına" çıkma gibi "bir adım atma" niyeti var mı ?..
Yok gibi...
Çünkü Türkiye´nin futbolcu olarak en yüksek parasını alıyor. Hem "top" oynuyor‚ hem dilediği gibi gezip tozuyor. İdmana istediği zaman çıkıyor‚ çıkmıyor.
Ne yapsa ne yapmasa Türkiye´nin futbolda "kral" adamı...
Enayi mi ? Türkiye dışına çıkıp "vatandaşlık" arasın...


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 12:28


Türkiye´nin Batısı ve Doğusu

İslam Çupi



BİR tarafta kan kırmızı olaylarla içimizdeki play - of futbol‚ öteki yanda Mustafa Denizli´nin yönetiminde her türlü bilimsel yolu Fransa 98 için gündeme alan milli takımımız...
Türkiye´nin hangi yüzünü alkışlayalım. Yazısı mı daha gururlu‚ yoksa turası mı ?
Bir tarafta Erzurum sahası... Rakip Karabükspor 89. dakikada galibiyeti yakalayınca‚ alanın futbol talimgahı yerine savaş cephesine dönüşmesi... Öteki yanda İstanbul´da yolu ve trafiği günlerce denetlenen‚ içi tuvaletleri basın odası ve tribünü zemini çim durumu FIFA gözlemcileri tarafından didik didik edilen Ali Sami Yen Stadı.
Hangi Türkiye´de yaşamak isterdiniz.
* * *
Bir tarafta dışarı çıkıp stadı içindekiler ile birlikte ablukaya alan 4 bin seyirci‚ Karabük´ten bir yönetici ile birlikte 20 kişiyi yaralıyan bir öfkeli kalabalık‚ öteki yanda Mustafa Denizli´nin kadife eldivene benzeyen yumuşacık idmanlarla Belçika´ya hazırladığı milli takımımız.
Hangi futbol manzarasının vatandaşı olmak gururunuzu inciltmez...
Bir tarafta futbol topunu konuşturmak yerine siyasal sloganların dillendiği güneyin Adana stadı‚ Konyalıdan çıkan tekbir seslerine karşılık Adanalıdan yükselen "Türkiye laiktir‚ laik kalacaktır" avazeleri‚ öteki yanda Mustafa Denizli´nin sakalı muskayı bir tarafa koyup milli takımın sağlığını bir profesöre Mehmet Kurdoğlu´na teslim edişi...
Türkiye´de hangi reçete ile kalkınmak arzusundasınız.
* * *
Türkiye futbolda iki çağı birlikte yaşıyor.
Bir tarafta kulüp temsilcileri ile Türkiye Avrupa kupalarında daha flaş yerler arıyor‚ Avrupa süper liginde şampiyonluk şimdilik zor bir kavram olsa bile kendini hecelemeye yöneltiyor‚ milli takım seviyesinde Avrupa şampiyonası ve dünya kupasında finalini ısıtmaya çalışıyor.
Türkiye hepimizindir.
Türkiye´nin her iline eşite yakın bir adaletle sağlık eğitim ekonomik ünitelerini tam teşekkülle götürmeliyiz‚ oralara...
Milli gelirin kitleler arasındaki korkunç adaletsizliğini iyileştirmeliyiz.
Bunları iyileştirmeden doğuya sadece futbol topunu götürmekle tüm işlerin rayına oturacağını iddia eden insanlar‚ mantık değil heyecan adamlarıdır.
Doğu´ya başka birşey götürme‚ sadece futbol topu götür... Bu nakille her şeyin süt liman duruma geleceğine inanılıyorsa‚ Türkiye haritası daha çok şer doğurmaya adaydır...
Türkiye çok yakın gelecekte büyük bir sosyal değişim yapmazsa‚ batı - doğu yazı - turası her alanda olduğu gibi‚ futbolda da devam eder durur.


[alıntı yap]

  fenerbros - 13.08.2009 12:29


Bir gece kardeşliği

İslam Çupi


KOSTADİNOV´u ilk onbire koyarak başlamak Fenerbahçe için çok geçti artık... Trabzonspor maçında verilen yanlış adam pusulasının Kocaelispor maçında tahsih edilmesi‚ doğru veya yanlış olsa dahi‚ Fenerbahçe´nin şampiyonluğunun önüne konmuş doğru bir tahta değildi.
Trabzon´daki müthiş mücadeleden eser yoktu Fenerbahçe´de‚ olamazdı da... Ne İlker´in formasında o denli ter birikmişti‚ ne Kemalettin sahanın her noktasını o kadar kusursuz eziyordu‚ ne de Fenerbahçe takımı 4 - 0´dan sonra bu kadar hırs ve bilinçle oyunun üstüne gidiyordu.
O tarihi maç şampiyonluğun kaybedildiği oyundu‚ her şey gururu ve üzüntüsüyle Trabzon´da Trabzonspor´un altında kalmıştı.
Sakat Högh´ü bu müsabakada oynatmak için bir acil servis kuran Fenerbahçe‚ Uche´nin şahsında disiplin ve ciddiyeti deneyip Arap´ı kadro dışı bırakmak doğru olsa da Fenerbahçe´ye fazla yararı dokunacak devrimler değildi artık..
Bu yüzden Fenerbahçe - Kocaelispor oyununda dişe diş görüntüler‚ iki takımın birbirlerine karşı uyguladıkları futbol görüntüsü ve eziyetinde çok farklılık yoktu‚ bir sessizlik ve yormadan yapılan bir idman maçı sükuneti vardı.
Oyun başlar başlamaz yumuşak ete batan bir bıçak gibi Kocaelispor´un savunma böğrüne Kostadinov´un batışı‚ 28 maçtır tertip duymayan Fenerbahçe´nin ilk onbirde yaptığı en ağır adam hatası idi...
Okocha ve Boliç´in bu Bulgar fırtınası karşısında yavaş ve isteksiz kalışı‚ Tarık´ın ilk onbeş dakikada ayağındaki en rahat topları pas olarak Fenerbahçe´ye değil Kocaeli adresli atışı‚ Sarı - Lacivertli ekibin lig başından beri bir türlü düzeltemediği klasik hatalarıydı.
Tribünler bir hakeme bir Şenes Erzik´e avazeler gönderiyor‚ "..ne hakem ..ne hakem"‚ "Şenes Erzik istifa" diye... Hakem o sözlerden etkileniyor veya etkilenmiyor‚ ama Zürih´te olan Şenes Erzik‚ posta idaresi laf taşımadığı için bu sözlerin hiçbirini duymuyor.
Dahili Fenerbahçe orkestrası maçın başında devre arasında Fener marşı çalıyor. Hangi takıma‚ hangi seyirciye‚ hangi şampiyonluğa...
Fenerbahçe seyircisi halsiz şekilde arada sırada tribünlerde o klasik şarkıyı söylüyor. "Beraber yürüdük biz bu yollarda... Beraber ıslandık yağan yağmurda... Şimdi gidiyoruz şampiyonluğa..."
Şampiyonluğa mı Galatasaray durağına mı ?..
Maçın sonucunu yazmıyorum. Onu yazan arkadaşlardan okuyunuz.


[alıntı yap]

12 / 16